25 Mayıs 2014 Pazar

kayıt-sız-ca

kayıtlara geçelim.
bugün uçurtma günüydü, babaları küllü suyla kömür olan bebelerin.
hava piknik havasıydı
anaları mezar kürüyen genç kızlara
oyun havasıydı.
karakalemle beyaz kağıtlara çiziktirilen
kırmızı masalarda yenilip içilmekte
ismi kayıtsız babalar matematikten ibaret
nefesleriydi kömür altında yitip giden
uçurtmalar ve oyunlardı

onlarca mezar kazıcı
yüzler boğulmuş kör kuytularda
hava ağıta sardı.


17 Nisan 2013 Çarşamba

fener

minik ve bilinmezdi.
sadece sesi
ve kanıyla
yalnız derin bir nefesti
içimde rüzgarlar
karanlıkta bir kıyıda
soluk bir fener
gibi soluverdi.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

bu denizler kimin
kimsenin yol almadığı
pusulanın çalışmaz dalganın şahlanmazı
kimin
kalem yanıyor elimde
usul ivedi gitmek düşleri
kedimi özlüyorum
yeşillikte kaybolmuş bir yağmur akşamı
sesim gibi
kurumuş
bu yollar kimin
yaşanmamış hatıralar
eski hayallerden sararmış
bir kutum var yalnız benim
açılacak tek şans
elimde tuttuğum
ya da oynamak güzeldi
demek için
füruğ'u özledim.

10 Kasım 2011 Perşembe

kuytu

ah kalem
tedirgin ve şüpheci
yaşamak mümkün mü
bir yol bir yol
upuzun kuytulardan geniş limanlara
bir ses arıyorum

16 Mart 2011 Çarşamba

üçte bir



lacivert bir geceyi döven dalga sesleri
ve şarap içerken düşünmüştüm annemi
yapayalnız bir kız çocuğu
ve suskun elleri öylesine becerikli
kömür gözler kıvırcık saçlarında beyaz bir kurdele
şimdi sesi bile yok elimde.

onca düş kara yorgan
zifir gecelere yatardık gün olur
her yanım ses olur susardım
genzime oturmuş bir yumruk
ve ben ve onu ve hiç
yargılamamıştım.

bir gece uyumadan nasıl dipsiz bir gece
hiç durmadan düşündü düşündü
sessiz nefeslerinden aldı birer birer
soludukça soğudu
ve mahkum etti beni.

benim biricik annem - ne garip
onun tek kızı ben değildim oysa
kara önlüğü ile halı dokurken bir sabah
konuşamadığına üzüldüğünü söylerdi
martılarla

annem belki de
soğuk bir geceye sarılan sıccacık bir yorgan gibi
sararken ikimizi
hep biraz fazla sevmişti
üçümüzden birini.

20 Ocak 2011 Perşembe

ardından

bir ırmak çağlardı sen konuşurken
yapraklarım dökülürdü
kelimeler saçıldı oraya buraya
kararlar vardı ortaya konan
ve uygulanacak olan..ne acı.
bitmiş bir konuşmaya başlamıştık seninle
biten onlarca konuşmamız gibi
susmakla nokta konulacak
yalnızlığa yatılacak bir gecede
yalnız kendine sarılır kadınlar demiştim
eskilerde bir gün bir dostuma
sen gittin upusul
yine yalnız ben kaldım geriye
kaçamadık evet işte gördün
korkularımızdan cam bir gece
kırıldı gitti bir sert vuruşta
o narin camdan çocuk tilda.
gidecektin hep bildim ben
bir sabah kalkmayacak
ışığı yakmayacaktın
su gibi aktın kımıl kımıl
şefkatli ve sevgi dolu
kollarında kalmış
kurumuş dallarım
kaldı geriye.
ne yazsam karşı şimdi bana
kabul edilmeyecek davetim
kalmış olacak posta kutunda.
eğer beni sevmeyeceksen
beni sakın saklama.
incindim elbet bir cam
bir dal bir su akıp giden
bir aşk karışır dumanıma
ve yine yine biliyoruz artık
sen bensizdin vazgeçerken
zaten vazgeçmiş olduklarından
ben görmek istemedim yalnızca
bir kısmından da vazgeçiverdin şaşkınca
kim bilir belki sırf zamanın kalmayınca.
ve üzgünüm
iki ayrılık geldi üst üste
kabahatti, kusuruma bakma.
beceremiyorum yazmayı
bu gece iki insanın gelemediği gibi
iki kelime gelmiyor yan yana...

yaz diyeceksin yaz
ne farkeder sesim kime
sesim kime gider
kan akıyor parmaklarımdan
bu çığlık nerede söner...

10 Ocak 2011 Pazartesi

çekip giden


günahın kadar severdim seni
tüm işlediklerin ve işleyeceklerin
aynı sepette dururken boy boy
susar gibi özlerim seni
ne ak kaşıklar ne sütler yok artık
tutulmayacak sözler verilmiş
ne varsa el sokulmuş karıştırılmış
merakın kadar severdim
susmayan bitmeyen inançların
kalmıyordu sabaha bile
bir tek umut elimden tutmuyordu
aydınlık sabahın ilk öpüşünde
şarkılar dolanır dilinde olur olmadık
hey hadi adaya gidelim bu sabah derdik
sonra bir sahil bir balık bir birada bir gece
uyanırdık düşlerimizin serinliğinden
alkolle bile ısınmayan bedenlere
inadın kadar severim seni
bir sabah yok diyeceksin olmadı
yan kompartımana geçeceksin usulca
yerinde duramayan o ellerin
o becerikli ellerin
susacak her parmağın ayrı ayrı
yan yana upusul uzanacak
aynı trende iki yolcu gibi
küsüşün kadar severdim
bir öğlen çekip gider koca bir adam
küçük bir çocuğun tutar elinden
götürür evine oturtur
bir adam küçük bir çocuğu bırakır ardında
ondan vazgecer bir akşam
vazgeçişini bende görüşünde severdim ben
uzun uzun soluksuz konuşmalar
sevgiye dair, iddia bu ya...
oysa karanlık sular boğarken aşkı
sen çaldın ben çaldın ne farkeder
rengini gökkküşağından hayallerin
ben seni gidişinde sevdim.
dönmeyecek duaya amin deyişimde
kör bir kedi gibi giren hayatıma
muhtaç ve sevgi dolu
sarılıp uyumak sıcaklığında
gece gündüz nemli bir karanlık
seni umudum kadar severdim
kapkara yollar önümde
uzar gider camda direkler
bir otobüs insan susar
susar ve gider yalnız
bir öğlen bir adamın elinden tutup
çekip giden tilda gibi.