25 Ocak 2010 Pazartesi

bilge

uzundum o sabah
uzun karanlık bir çöl mehtabı gibi kuruydum
elimden gelse pencereyi açıp dünyadan çıkabilirdim
kabuslar girmiş karıştırmıştı sisli zihnimi
elim dudağım soğuktan kurumuştu
sözcükler uzadıkça uzuyor
cümlelerim bitmek bilmiyor gibiydi
mahkemede ifade veriyormuşumcasına yutkunurken
aslında sesimin çıkıp çıkmadığının bile farkında değildim
gizemli korkularım vardı mesela
bulunmazlardı ama ben de görüyordum
sanki onlardan kaçmak istiyordum ama
onlarsız gidemiyordum

sesler... kapkara sesler sonra
çınlayan karlı çam ağaçları dört yanda
bir zırhım var bakır ekşi metal tadı
ellerim kalkan ellerim kanlı kılıç kını
yanıma bakıyorum sıcağım nerde
masmavi poyraz geliyor sağ yanımdan
arıyorum bir ışık bir beyaz bir aşk
uzuyorum koridorlarca an an gece
orada öylece oturmuş bekliyor görüyorum
yorgun ve şaşkın usulca nefes alıyor
geleceğimi bilmişçesine bekliyor sormadan
ellerimi veriyorum güneş oluyor
ellerim
sımsıcak

bir sabah uyanıyorum sonra
upuzun uyumuşum hayatı
kabuslar içinde binbir rüya
cennetler içre binbir yangın
yollardan geçtim ipek kağıt destelerce
avuçlarımda taşırım hayatı ben

örerim göz göz merhametimden
çözerim her acı etimin yanışı
aşkla kanar korla uyanırım

uyandım işte o sabah
bilemem yattığım mı yoksa kalktığım mı rüya
bir kalem bir umut bir ayna
soruyorum yaşlı bir bilge susar önümde
uyku nedir ki kabusunu çizene
bunca yaşanmışın izinde
adi bir kum iskele...