19 Haziran 2010 Cumartesi

çokumut


yaşamak
damla damla birikim
belki bir közken
suya değimişim
yanmış solmuş elim
yaşam bir ufuk
belki bir göze değmişim
kendime değdiğimi farketmeden
bir bakışı dağlar gibi
dağlamışım etimi belki
yaşamak bir rüya
betimsiz mavi dünya
susuyorum evet
neden ama
ceplerimde bir avuç kabus
eskilerden kalma
bakıyorum göz kırpan
keşfedilmemiş yıldızlara...

gelen


biliyorum
yalnızlık geliyor yine
apansız kapıdan içeri girer gibi
zile basıp kaçar gibi geliyor
kapıyı açıyorsun
kimsen yok.
biliyorum
yalnızlık geliyor yine
sabahlar kısalıyor
sinekler dolaşırken odaların sessizliğinde
akşamlar daralıyor.
başım dönüyor akşamları
alkol sigara duman
sohbetler koyu kıvam
dostluklar örülüyor
yalnızlığın belki de en çok
en gerçek başladığı yerde
hatıralar kısalıyor.
biliyorum geliyor
dönüşü kadar belirli
dünyanın bahardan kışa
ayın doğuşu kadar belirli
kıvrım kıvrım bulutların ardında
kaçış göçüş kime yarar
o kadar keskin ki yalnızlık
kapıyı bile çalmıyor artık.

fasıl


düşünmeden yazıyorum aklıma geldiğince
kayıtların tutulmadığı fasıldayız ne de olsa
yakında bile uzaktayız.

bazen hayal ederim
hayatımın yarım'larını elime kalem alıp doldurabilsem
bir resim çizer gibi çizebilsem mesela
eksik kalmış konuşmalar içimden geçerken
bir film gibi kaydedebilsem
yaşanmışa ekleyebilsem
isterim.

bazen düşlerim, şöyle çok çok uzağından bakabilsem hayatıma
bir cetvel gibi
bir gözyaşından doğup başka gözyaşları ile gömülen hayata
santim santim değil de metre işi bakabilsem
hangi yoldan dönmeseydim nereye gideceğimi
hangi yoldan başlasaydım nereye varacağımı da görebilsem
bitimsiz bir bakışla
hayatımın ağacını görmekten bahsediyorum
ve hangi kırılımda yittiğini aşkın
ya da yolumu nerede kaybettiğimi
görebilsem
tahammül edebilir miydim acaba
yaşamaya daha fazla.