3 Ocak 2011 Pazartesi

Kuşlar Da Gitti


yalnızlık senin o konuşkan kuşun
hani hep duvarlara anlattığın
hapislerden kalma sürgünlerden.

yalnızlık senin o konuşkan kuşun
bulutlar taşıdığın yakut sürahide
begonyalar büyüten eski alışkanlık.

yalnızlık senin o konuşkan kuşun
kırk kapıdan geçmiş kırk kilitten.

yaralı, dili lal, kanadı kırık
vurulmuş başında bir yokuşun.

Kaynak: Sesler ve Küller
Behçet Aysan

kompartıman

konuşma bugün de sus kalbim
konuşma ne gerek var
yerim yok kırılacak daha
yürüme bugün ayağım
adımların denizde ada, havada duman
suda sinek kadar farklı bağlamından.
farketmedin mi hala...
düşünme bu gün zihin
yok yok yok hiç bir gece öyle
yok hiç tamir olmamak
yok susmak istememek
sarılamadan uyumak yok masum bir hülyaya bile
yalnız kalmadın bunca kalabalığında duygularının
yok...senin yüzün değildi o ellerin arasındaki
sesin değil yalancı bir ayna gibi asılı kalan bir pencerede
ifşa ediyorum işte ne varsa elimde
ne görüyorsam gözünde bir aşkın
gösteriyorum umarsızca bakanın gözüne
belki de böyle kim biliyor
neyi niye yaptığımızın ilk ateşi hangimizden geliyor!
sanki ustalar çıraklar dolu aşk...
hep konuşurdun sustun birden
konuşsan ağzına yapışıyor gitsen ayağına
kalsan yüreğinde kaynıyor bir karanlık çamur
kurşun bulut ağır ne yapsan
dipnotlarla yaşanırken bir aşk
yanındaki en uzak kompartımanda
aynı yere giden iki yolcu susar geçmiş gençlikleri ile hayata
upuzun bir düğüm olduğunu yollarının
tutundukça düşülesi kaçtıkça çözülesi
sarıldıkça güçlenesi bir sarmal
görmez buluttan gayri yukardan bakamayan.

duyulan


bir kuyruk gibi dolanıyorum kendime

pis çamurlu uyuz bir kuyruk

uzak sesler geliyor konuşmaların arasından

yatağımda biri uzanıyor

belki bana konuşuyor kim bilir

bir mırıltı gibi titrerken dudakları az ötemde

yalnız bir kız çocuğu üşüyor yastıkta

soğuk rüzgar sıcak deniz bir garip

lodos vurmuş batmış gemileri karada

tertemiz çarşaflara dökülmüş tüm irin

nasıl baksam o mutlu hayallerin ardından

geride kalan varacağım liman

ben değilim hayır değiştim ki ben o değil hayır

ve sen kimsin bilemezken

yalnız inanırım ben

duymasam da

- sen söyle yeter.

sandal


yüzlerce yıl bekledim
bir rüzgar çıkarsa diye
ithakaların yanına götürecek
tek tahta sandalımı
belki asla parlamayacak yıldızım
çürük bir avuç irindeyim belki
kusmuşuz boğazımıza kadar
ve duruyoruz yollarca kum
dalgalarca bulanık bir aşk içinde
hayır yalnız değilim
hayalkırıklıkları kalan geçmişten
isimler unutulmak istenen
kıymıklar batmış her yanıma binlerce iğne
binlerle çarmıh
susmayım yok
bekleyim yalnız susmak bile kalmasın.