12 Eylül 2009 Cumartesi

savaşan erkekler üzerine...

yazabildiğim her parçasını yazmaya çalışacağım..çünkü çok etkilendim...

ece temelkuran'ın bir yazısı...psikeart dergisi sayı 5'te yayınlanan....o da 1982'de Şatila Katliamı döneminde, ve ne yazık ki ,hatta öncesinde orada bulunan bir doktorun yazdıklarını aktarmış.

bunlar feminizm değil ..hayır...onun için aktarmıyorum. feminist değilim.
yalnızca çok derin..çok özel..ve eğer buysa savaşın insana hissettirdikleri...çok acı.



"Bu savaş bittiğinde erkeklerin yatacak yeri kalmayacak. Kendilerinden saklanacak, haklı çıkacak bir yerleri, olmayacak. Silahları ve tehlikeleri ellerinden alındığında, seviştikleri kadınları sabah görünce kaçmak isteyen oğlan çocuklarına benzeyecek bu şehir. Erkekler, sökülmüş lunapark oyuncakları olacak. Savaş bizi daha yakışıklı gösteriyor, o yüzden bittiğinde çürümüş plastiğimiz ortaya çıkacak. Plastik olduğumuz ortaya çıkacak. Kadınlar her sabah kalkıp başka bir hayata başlayabilirler, ama erkekler...Bu topraklarda erkekler öyle bir yerinden yaralı ki, ne kadar sevsen geçmez.



Eğer savaş varsa gidebilirsin çünkü. Olmamış gibi yapabilirsin. Yok olabilirsin ve yalan söyleyebilirsin. Herkes savaştan ölüm yüzünden nefret ettiğini söylüyor. Ben, beni böyle bir adam yaptığı için, böyle bir adam olmama izin verdiği için nefret ediyorum. Çünkü savaş tam erkeklere göre, tam tembellere ve soysuzlara göre bir yer. Ne derlerse desinler. bütün erkekler bu yüzden seviyor savaşı. Kadınların kalbini kırmak için kutsal nedenler veriyor bize. Ortadoğulu erkeklerin iyileşmez yaralarına bir tek barut iyi geliyor. Kadınlardan o kadar korkuyor ve onları o kadar çok istiyorlar ki...Savaş, korkak bir erkeğin en iyi saklanacağı sistir.



.....



Biliyorum, onlar savaş bitse bile kadınları savaşır gibi sevecekler. Ganimetleri gibi. Ele geçirildikten sonra ancak yağmalayabildikleri. Bu toprakta kadınlar bu yüzden mutsuz. Çünkü her gün yağmalanıyorlar ve kendilerini korumak için her gün sertleşiyorlar. Onlarda lanet olası çok kıymetli bir şey var ve ele geçirildikten sonra anlamsız olduklarını bildikleri için kendilerini kapatıyorlar. Bu karşılıklı bir anlaşma. Herkes birbirinin yarasını biliyor belki. Hiç kimsede birbirinin yarasına iyi gelecek bir şey yok. Kadınlar ve erkekler buralarda durmadan birbirlerinin yaralarını azdırıyorlar. Ama acı bize en tanıdık şey olduğu için bunu sevmek sanıyoruz. Birbirimizin kabuklarını kaldıra kaldıra, kanata kanata tanışıyoruz, sevişiyoruz ve merhemsiz kalıp birbirimizi dövüyoruz sonra. Kadınları çoğu zaman anlamıyorum. Bu topraklarda onlara öyle şeyler yapıyoruz ki niye hala bizi sevdiklerine, koyunlarına aldıklarına her gün şaşıyorum. Sanırım her seferinde yaralı bir köpek gibi bakmayı başarabildiğimiz için. Kadınlar şefkat göstermezlerse ölürler. Sanırım bu yüzden bizi her seferinde geri alıyorlar. Eğer bizi sevmeleri bizimle ilgili bir şey olsaydı, sanırım çoktan topluca göç etmiş olurlardı bu topraklardan.

....

Oysa bizim bize gülecek kadınlara ihtiyacımız var. Bize gülüp peşimizden sürüklemekten yorulduğumuz salyangoz kabuklarımızı çatlatacak kadınlara. Ama en çok da kadınların bize gülmesinden korkuyoruz. Gülen kadınlardan ödümüz patlıyor bizim. Bu yüzden şöyle ferah feza sevmeyi de sevilmeyi de beceremiyoruz. Kadınların bizi gösterişli kabuklarımız yüzünden sevdiğini sanıyoruz. Kabuksuz kalırsak bizi almayacaklar zannediyoruz. Ve biz aptallar kadınlar o kabuğa katlanmak için her gece nasıl ağladığını görmüyoruz.

...."