günahın kadar severdim seni
tüm işlediklerin ve işleyeceklerin
aynı sepette dururken boy boy
susar gibi özlerim seni
ne ak kaşıklar ne sütler yok artık
tutulmayacak sözler verilmiş
ne varsa el sokulmuş karıştırılmış
merakın kadar severdim
susmayan bitmeyen inançların
kalmıyordu sabaha bile
bir tek umut elimden tutmuyordu
aydınlık sabahın ilk öpüşünde
şarkılar dolanır dilinde olur olmadık
hey hadi adaya gidelim bu sabah derdik
sonra bir sahil bir balık bir birada bir gece
uyanırdık düşlerimizin serinliğinden
alkolle bile ısınmayan bedenlere
inadın kadar severim seni
bir sabah yok diyeceksin olmadı
yan kompartımana geçeceksin usulca
yerinde duramayan o ellerin
o becerikli ellerin
susacak her parmağın ayrı ayrı
yan yana upusul uzanacak
aynı trende iki yolcu gibi
küsüşün kadar severdim
bir öğlen çekip gider koca bir adam
küçük bir çocuğun tutar elinden
götürür evine oturtur
bir adam küçük bir çocuğu bırakır ardında
ondan vazgecer bir akşam
vazgeçişini bende görüşünde severdim ben
uzun uzun soluksuz konuşmalar
sevgiye dair, iddia bu ya...
oysa karanlık sular boğarken aşkı
sen çaldın ben çaldın ne farkeder
rengini gökkküşağından hayallerin
ben seni gidişinde sevdim.
dönmeyecek duaya amin deyişimde
kör bir kedi gibi giren hayatıma
muhtaç ve sevgi dolu
sarılıp uyumak sıcaklığında
gece gündüz nemli bir karanlık
seni umudum kadar severdim
kapkara yollar önümde
uzar gider camda direkler
bir otobüs insan susar
susar ve gider yalnız
bir öğlen bir adamın elinden tutup
çekip giden tilda gibi.
10 Ocak 2011 Pazartesi
çekip giden
Kayıp
Damla
çok ağır bugün gökyüzü
dev bir çizme kafamı çiğniyor
bir adam ölüyor uzaklarda her nefeste
acı doluyor bir kaç insan
azalan soluğunda ölümünün
o öldükçe akılda başka gidenler
başka acılar büyüyor
kalp soğuyor o öldükçe
çok ağır bugün aklım
bir el karıştırıyor gizli kapılarımın ardını
görünmez bir kıymık batıyor gözüme
kocaman daireler kareler önümde
buna yaşam deniyor
yok kaçacak deliğin işte
uzun karanlık bir fare deliğinden
kuyruğunu titrete titrete ıslak
piç gibi büzüşmüş bir sıçan
sızıyor aklımdan içeri
nankör bugün gece
yıldız bulut cümlesi kaçmış
çamurlu ayak sesleri yalnız
sonsuz bir yağış tıkırdıyor üzerimde
ölümüne berekete boğuluyor her yanım
aşktan ölür gibi bugün
kendimden sıkılıyorum
çok derinlerde bir fırtına
kavuruyorken en narin hayalimden
üşüyorum ölümden.
Suskun şehir
yaşamak mecburen. muhtelif.
geniş bir sabah aydınlığında
küçük adımlarla açılmak güne
gözüm kara giderdim her yere
içimden gelseydi
gidip dururdum bile.
anam babam bakar ardımdan
bir kilit bir kapı deliğinde
paspaslar silkelenirdi
bir sabah içimden gelseydi
o köprüde karşılaşmak seninle
bir otobüs durağında beklerken kim bilir
geçerken seni düşünmek uzaktan
dilenciler susardı bir sabah
şehir susardı içimden gelseydi
yazım kalacaktı geriye
ben belki gidecektim
izim kalacaktı bu satırlar işte bak
aklım çoğalacaktı kapkara bir gece
yağmur girerken içime ince ince
kalemim kazırdı şansını hayattan
bir satır daha silerdim
içimden gelseydi
unuturdum seni.
Geceden
ölüyoruz bu gece
her kelimede biraz mazi
biraz aşk var belki
ama ölüyoruz işte yine de
kocaman ağır bir el gibi duruyorsun üzerinde hayatımın
ağırlaşıyorsun an be an
kapladıkça her yanımı
sıcaklığı elinin
içim üşüyor bir yandan ne garip ah
bildiğimi biliyorsun değil mi
olacakları bilmektir en büyük azabı kadının
bile bile yapmaktır
bildiğini bilir erkek kadının her şeyi
herşeyi gördüğünü bilir
ve hiç önemsemez işte öylesine
öylesine bir kadın dahadır nasılsa
bir aşk daha geçer sıcaklığından
bildiğimi biliyorsun
bu koca ağır kabul ve ben
ne kadar ezilsem o kadar acıyorum
o kadar yaşıyorum belki de
sana sormadığım onlarca sorum var
hepsinin cevabını
dişim kanarcasına biliyorum
biliyorsun değil mi
dev tek bir cevap üzerimde
ağırlığınca hayatımın
üzerinde tek dev bir cevap
unut beni yarın sabah.