24 Temmuz 2009 Cuma

aynaya mektup

sevgili ben,

bu sabah ermeden daha
dün gece yaz
belki kış yarın..
bir aynadan bakarım sana adım adım
yüzün elin kolun bakışın
derin mi değil mi bilemem
yorgun yalnız o kambur beden
kara yuvarlak kuyular gözlerinde
cam gibi ardın görünür gözüme
boşluktan mı acıdan mı kim bilir
bir bakışta bitmez sanki gövden
akar karanlıklara saçların

dün yarına dönerken
onca uzağa bakar
aklım
bunca yakınımı, istemezsen göremem
düşünde yeşil ufukların güzelliğini
uzansam tutarım sanırım
ben aynalara kanarım

uzağına yetişemem.

tanıdım seni

Seni yalnızlığından tanıdım
Kirpikleri kırık çocuk
Çiğneyip durduğun dudaklarından.
Gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
Bir eylül göğünün bulut kümeleri
Donuk bakışlarında;
Hüznün nasıl da benziyordu
Benim ilkgençliğime
Ellerinden tanıdım seni
Yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
Bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu
-Anılardan anılara ince çizikler…-
Yüzün bir türkü sonrasının
Kederli dalgınlığında;
Güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
Ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
Gücenik duruşundan tanıdım seni.
Seni kendimden tanıdım çocuk;
Yüreği sürekli çiğnenen bir yol
Gövdesi acılardan acılara köprü…
Biraz öfke, biraz umut, çokça onur
Olan kendimden.
Eğildim öptüm yıkık alnından
Uzaktın, kıyamadım sessizliğine
Biraz daha dedim içimden, biraz daha;
Gün olur, onuru güzel çocuk
Acı da yakışır insanın yüreğine.

Şükrü Erbaş

Yitirdim Yüzümü

Bir yağmur mevsiminde yitirdim yüzümü
Dilimi incelikli bir sözün eşiğinde.
Yollar yapılar çarşılar boyu
Yükselen bile yalnızlığı geçerek geldim.
Düşen her damla kanıma düştü
Tenim kupkuru;
Söylenen her söz biraz daha
Biraz daha büyüttü suskunluğumu…

Yüzümü bir çamur mevsiminde yitirdim.

Şükrü Erbaş

şükrü erbaş

"bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz
biçim veremediğimiz şeylerin
biçimini alıyoruz."