gidiyordum. tek yaptığım sıcakta, terden organik bir uzantısı haline gelecek kadar yapıştığım bir arka koltukta, bir omzumda güneş bir omzumda yeğenim uyurken ve kımıldayamayacak kadar dalmış bir halde gitmekti. ki onun da direksiyon kontrolü bende değildi!
kendime artık istemsizce yaptığım her zamankinden ısmarladım. ve başladım penceremden bakmaya yol kenarındaki otlara. biçtim biçtim...direklere engellere geldikçe atladım zıpladım ama hep biçtim..öyle ki geçtiğimiz yerlerde tek bir uzun ot, tek bir çalı kalmadığına yemin edebilirdim!
zihnim bunca yorucu bir uğraş ile ot biçerken, bilemedim bir yerden bir şey fırladı aklıma. yetişememeyi sevdiğimi farkettim. evet, ve geyet net bir şekilde, yavaşlatmayı, yetişememeyi sevdiğimi farketttim.
ne kadar çok istersem bir yere varmayı, ne kadar çok istersem bir şeyi bitirmeyi, o kadar uzatıyordum sanki. ve bunu sadece bana ve sadece gerçetken kötülüğü olacağı zaman yapıyordum. biliyordum yaparken. bilincim açık oluyorsa, yalnız belki biraz bulanık.
hayatta yetişmem gereken yerlere hep gecikeyazıyordum. hep yumurta kapıdan dönüyordu. eğer varmıyorsa elim ayağım o limana, gemim hep dolaşıyordu açık denizlerimde. tıpkı havaalanına inemeyen uçakların dakikalarca havada tur atmaları gibi. akbabalar gibi tıpkı. hedefimin üzerinde dolanıyor ama ona ulaşmıyordum.
nedeni nedir bilmiyorum. ya da bunu gayet bilinçli bir halde ne zaman ne sebeple yaptığımı. ama farkediyorum ki, bazen yolun sonunu değil yolda olmayı tercih ediyor içimde bir şey. yolda kalmayı...yolculuğu uzatmatyı ercih ediyor. belki sonuçlarından korkuyorum bazen, belki de yolun tadını bırakamıyorum. sigarayı bırakır gibi bir kenara koyup asla elime almayacağıma söz veremiyorum.
her bağımlı gibi...
ve işte bu nedenle farkettim ki kızamıyorum gecikenlere. en azından yolda olmanın tadı ise bırakılamayan, bir şekilde varmaktan korkmuyorsa geciken, sadece erteliyorsa bir sürelik...kızamıyorum.
hangimiz yapmıyoruz ki...