5 Haziran 2009 Cuma

ertelenmiş mektup...

sevgili ida,

çok yakınımdaydın. hep arkandan geleceğimi sanırdım.
oysa önüne düştüm bir anda.
hep sana yetişemeyeceğimi sanırdım..
oysa bambaşka yollara saptık
geçtiğimizi sandığımız duraklarda
büyüdük; iki kadın olduk.
birbirimizin büyümediğini sanarken
yollar yıllar boyunca
yaşlandığımızı ölçtük yapılamamışların gölgesinde

ida, ida'm;
hayat; demişler
gelecek planları yaparken sen;
başına gelenlerdir.
hayat işte ida'm,
sana varayım derken
geldiğim yerdir.

ve ben sana çok uzak düşmüştüm
düşüme uyandığımda.

belki hiç yakınımda almadın soluk
ama hep aklımda olduğunu bildim hep

bungun bir yaz sabahı yine
yine..kahretsin ki yine!
bildiğimi sandığım seni
kaybetmeteyim ida'm.
şimdi anlıyorum,
bir anda farkettiğini insanın
yorulduğunu.

yaşanmayan özlenir mi...evet.

1 Haziran 2009 Pazartesi

farkına bile varamadan...

bu resim ocak ayında vefat eden dedemin annesine ait.
14'ündeymiş, dedemi doğurmuş.
-verem derler bilinmez - kimbili
r hangi hastalıktan ölmüş...
dedem onu hiç görmemiş.

bir kadından geriye
bir insan, mavi gözlerinden hayat fışkıran...
bir de yağlıboya ışığı duvarın önünde
kavuşmuş ince bilekler kalmış.

çekirdeğin teni...

"Zarif bir biçimde yaşlanmak...nasıl olacağının kılavuzunu ezberledik. Nirengi noktalarının, ancak hayatın ışığı altında yavaş yavaş sökülebilecek okunaksız bir metinde yeraldığını söyleyebiliriz. O zaman yalnızca uygun sözcükler dile getirilmeli. Genelde, ihtiyarlar başarısız sayılamazlar. Gurur, önemli bir şeydir ve onu korumaya yönelik gerekli tavırlarla sakınganlıklarını göstermek yaşlılara daha kolay gelir; çünkü gençler tenin değişmeyen bir çekirdeğin çevresinde büzüştüğünü bilmezler, bu bilgiden yoksundurlar...."
Gene Aşk, Doris Lessing, Can Yayınları, Haairan 2008, s.13.

küba'da botanik bahçesi...

Yeni İnsan Yeni Sinema dergisinin 23. sayısı, Eda Çatalçam'ın, 'Sinema ve toplumsal gerçeklikte 12 Eylül darbesine bakış' yazısından alıntıdır....
Kübalı yönetmen Orestes Perez Estanquero başından geçen bir hikayesini anlatır: " Babam Küba'daki fabrikalarda motorları tamir ederdi. Fabrikadan emekli olduğunda devlet ona bir ev verdi. Evine gittiğimde damının aktığını gördüm. Tadilattan geçirecek durumumuz yoktu. Birkaç gün sonra tekrar gittiğimde babam akan damın altına saksılar yerleştirmişti. 'Evim botanik bahçesi gibi olacak, çok güzel değil mi?' demişti. Babamın evi gerçekten botanik bahçesi oldu. Babama bir kez daha hayran oldum. İşte biz devrimi böyle yaptık."

ankara'ya geliyordum otobüsle...çok sevdiğim ototbüs yolculuğunda. çok sevdiğim günbatımını seyrediyordum. bu paragrafı okudum.
hayatımızda ne çok devrimi, yapabileceğimize inanmadığımız için ıskaladık acaba..

31 Mayıs 2009 Pazar

günbatımı...

Coldplay"Lost"

Kaybediyorum ama
henüz yenilmiş değilim
henüz mücadeleyi bırakmış değilim
henüz karmaşanın ortasında kalmış değilim

kırılıyorum ama
parçalanmış değilim
istediğimi elde edememiş değilim

daha iyi ve daha kötü
sadece kaybettim
geçmeye çalıştığım her nehirde boğuldum
denediğim her kapı kilitliydi

yalnız gündoğumunu bekliyorum şimdi
küçük bir havuzda bir balıkçık olabilirim
ama bu kazandım demek değil
çünkü ardından daha büyüğü gelebilir
ve kaybedebilirsin

aşmaya çalıştığın her nehir
eline geçen her silah patladı
of..sadece yangının geçmesini bekliyorum...
sadece günbatımını bekliyorum...

adsız yerlerden geldim toprağım yok anavatanım belirsiz
ateşler yakıyorum parmaklarımla ve sana şarkılar söylüyorum kalbimle yürek telim gönül yakıyor

alamo'da doğdum yerim yok, toprağım yok, yurdum yok
böyledir, bizim (çingene) kadınlarımız acınla şarkını söylediğinde seni darmadağın eder.
"naci en alamo"
vengo film müziklerinden...

ışık

upuzun yollardır geçtiğimiz
incecik taş toprak
deniz gibi kum
kum gibi deniz
bastığımız
ve bir dilek uğruna
mumlarca beklediğimiz
bir sestir
insanca
elimize düşen