24 Aralık 2009 Perşembe

aynam

dur
dur şöyle bir bakayım sana
nasıl benziyor elin ayağın
bakışların bana

dur
dur uzaklaşma hemen.
dönmesin gözlerin içine.
üşümesin yüreğin soğuk duruşumdan
uzaktan gelsem de uzak değilim sana

dur ne olur
ne olur dur kaçma
gözlerin dolu dolu
beni de ağlatacaksın
ne oldu bilmiyorum
anlatmadım sana daha.
bilmediklerini bildiğimi bile söylemedim
üzülürsün korkarsın diye
bakamadım bile ruhuna...

dur yapma ne olur
neler yaptım yıllarca sana
sesini bile çıkarmadın
hayır dedin isyan ettin bazen
bazen beni bile istemedin ama
hep yanımda kaldın
dokundun bana.

dur ne olursun
bilsen değişecek mi ki neler olacağını
anlatsam ne farkeder
kader değil bu
sendin.

biliyorsun kabul etmesen de.
biliyorum kabul etmek zor.
onca hatayı sen yaptın.
sen yapacaksın...
biliyorsun yaşamasan da
onca yolu sen aşacaksın
tırnaklarınla kazıyıp
etinden kan akıtacaksın...

biliyordum ah yapma.
ağlamak yakışmadı hiç sana.
onca yaşın ardından yine yaşayacaksın işte.
üzülme diyemem bilirsin...
dert etme derim anca.

bak ellerm nasıl buruştu
nasıl da aynı seninle.
yılları biriktirdim parmaklarında
ellerim yaptım.
aşkları biriktirdim rüyalarında
şiirlerim yaptım.
acıları biriktirdim göz kenarlarında
bakışım yaptım.
seni biriktirdim soluğumda
umudum yaptım.

şimdi yan yana sen ve ben
ben ve sen yan yana
iki ayrı yüzü maskenin
iki boyalı ayna
aynı yorgun bedende
direniyoruz hayata usulca.

16 Aralık 2009 Çarşamba

uyursu

uzaktan geçerdi bulutlar.
ben hep bakardım hangisi beni anlatacak diye
arardım kaybettiğim anahtarım
kapılarım sanki yiten
grilere bulanır susardım.

uzaktandı her aşk.
her gün kısalırdı aşk varsa..
her gece uzardı özlerken.
elim kolum kısa kendimden.

içim acırdı oysa. dışım bile bilmezdi...
gökkuşağında bile yedi renk var derdi annem.
oysa o kara o derin
o mendebura yazgındı günler.
edebiyat akmazdı o zaman
yalnız zaman dönerdi kendine.

annemdi.ne olursa biricik.
kendimdi. ne olsa da kurtulsam..denirdi.
kendimdi suretim de işte. aynı yolların yolcuları...
aynı berbat sona erken varmaya çalışılır
denemekten vazgeçilirdi.

soğuktu.

11 Aralık 2009 Cuma

kayıp


kollarım..
kalbim ağırlaşıyor kollarımda
bulutlar gibi çöküyorum içime doğru
neyi arıyoruz demişti şair.
neyi arıyoruz demiştim kim bilir kaç kaç kere...
neyi aradığımı arıyordum.
kollarım ağrıdıkça aklım kararıyordu
bekleyişler boyu uzun oturmalarda
kalkmalar ve yaşamalarda.
sıkılıyordum her nefes aynı hava.
aynı gri bulut ciğerime dolan
gökyüzü deniz
deniz gökyüzü kadar gri.
ışığım solmuş ey giden
yollar bir yumak gibi çıkar içimden dışıma
yollar uzar ben küçülürüm.
yıllar uzar.
ben.

12 Eylül 2009 Cumartesi

savaşan erkekler üzerine...

yazabildiğim her parçasını yazmaya çalışacağım..çünkü çok etkilendim...

ece temelkuran'ın bir yazısı...psikeart dergisi sayı 5'te yayınlanan....o da 1982'de Şatila Katliamı döneminde, ve ne yazık ki ,hatta öncesinde orada bulunan bir doktorun yazdıklarını aktarmış.

bunlar feminizm değil ..hayır...onun için aktarmıyorum. feminist değilim.
yalnızca çok derin..çok özel..ve eğer buysa savaşın insana hissettirdikleri...çok acı.



"Bu savaş bittiğinde erkeklerin yatacak yeri kalmayacak. Kendilerinden saklanacak, haklı çıkacak bir yerleri, olmayacak. Silahları ve tehlikeleri ellerinden alındığında, seviştikleri kadınları sabah görünce kaçmak isteyen oğlan çocuklarına benzeyecek bu şehir. Erkekler, sökülmüş lunapark oyuncakları olacak. Savaş bizi daha yakışıklı gösteriyor, o yüzden bittiğinde çürümüş plastiğimiz ortaya çıkacak. Plastik olduğumuz ortaya çıkacak. Kadınlar her sabah kalkıp başka bir hayata başlayabilirler, ama erkekler...Bu topraklarda erkekler öyle bir yerinden yaralı ki, ne kadar sevsen geçmez.



Eğer savaş varsa gidebilirsin çünkü. Olmamış gibi yapabilirsin. Yok olabilirsin ve yalan söyleyebilirsin. Herkes savaştan ölüm yüzünden nefret ettiğini söylüyor. Ben, beni böyle bir adam yaptığı için, böyle bir adam olmama izin verdiği için nefret ediyorum. Çünkü savaş tam erkeklere göre, tam tembellere ve soysuzlara göre bir yer. Ne derlerse desinler. bütün erkekler bu yüzden seviyor savaşı. Kadınların kalbini kırmak için kutsal nedenler veriyor bize. Ortadoğulu erkeklerin iyileşmez yaralarına bir tek barut iyi geliyor. Kadınlardan o kadar korkuyor ve onları o kadar çok istiyorlar ki...Savaş, korkak bir erkeğin en iyi saklanacağı sistir.



.....



Biliyorum, onlar savaş bitse bile kadınları savaşır gibi sevecekler. Ganimetleri gibi. Ele geçirildikten sonra ancak yağmalayabildikleri. Bu toprakta kadınlar bu yüzden mutsuz. Çünkü her gün yağmalanıyorlar ve kendilerini korumak için her gün sertleşiyorlar. Onlarda lanet olası çok kıymetli bir şey var ve ele geçirildikten sonra anlamsız olduklarını bildikleri için kendilerini kapatıyorlar. Bu karşılıklı bir anlaşma. Herkes birbirinin yarasını biliyor belki. Hiç kimsede birbirinin yarasına iyi gelecek bir şey yok. Kadınlar ve erkekler buralarda durmadan birbirlerinin yaralarını azdırıyorlar. Ama acı bize en tanıdık şey olduğu için bunu sevmek sanıyoruz. Birbirimizin kabuklarını kaldıra kaldıra, kanata kanata tanışıyoruz, sevişiyoruz ve merhemsiz kalıp birbirimizi dövüyoruz sonra. Kadınları çoğu zaman anlamıyorum. Bu topraklarda onlara öyle şeyler yapıyoruz ki niye hala bizi sevdiklerine, koyunlarına aldıklarına her gün şaşıyorum. Sanırım her seferinde yaralı bir köpek gibi bakmayı başarabildiğimiz için. Kadınlar şefkat göstermezlerse ölürler. Sanırım bu yüzden bizi her seferinde geri alıyorlar. Eğer bizi sevmeleri bizimle ilgili bir şey olsaydı, sanırım çoktan topluca göç etmiş olurlardı bu topraklardan.

....

Oysa bizim bize gülecek kadınlara ihtiyacımız var. Bize gülüp peşimizden sürüklemekten yorulduğumuz salyangoz kabuklarımızı çatlatacak kadınlara. Ama en çok da kadınların bize gülmesinden korkuyoruz. Gülen kadınlardan ödümüz patlıyor bizim. Bu yüzden şöyle ferah feza sevmeyi de sevilmeyi de beceremiyoruz. Kadınların bizi gösterişli kabuklarımız yüzünden sevdiğini sanıyoruz. Kabuksuz kalırsak bizi almayacaklar zannediyoruz. Ve biz aptallar kadınlar o kabuğa katlanmak için her gece nasıl ağladığını görmüyoruz.

...."

25 Ağustos 2009 Salı

aynadaki toy'a nasihat...

yorma gözlerini geceyle,
yorma ki günü göresin.

alma demiri attığın limandan,
alma ki durduğun yeri bilesin.

unutma geçtiğin yolları,
unutma ki yolunu çizesin.

ezme kalbini aklınla,
ezme ki hayal kurabilesin.

26 Temmuz 2009 Pazar

balon

sevgili sude,

sana nasıl anlatsam ben de bilmiyorum...
insan umuda özlemini nasıl anlatır ki?
mesela ufka varmak isterdim şimdi.
kocaman sarı bir balonla uçar gibi
varmak bahar yeşili çayırlara.
ellerim papatya gözlerim orman
ırmak ırmak kirpiklerim
ve en güzeli
en güzeli işte;
bir balon kadar büyük ferah yüreğim

bilmiyorum ki nasıl desem;
temizlemek için aklı
sapsarı bir çöle bile
gidilir belki.

mavi liman

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın...

Nazım Hikmet