26 Haziran 2010 Cumartesi

yazın tanrısı...

"Çocukluğumda kötü bir şey yaptığım zaman - başkalarınca kötü sayılmayabilirdi - kendimce çok kötü bulduğum bir olayı (Suç saymayışları hünerimi göstermez, herkesin uyuşuk herkesin kör olduğunu gösterir), yaptığımda hiçbir şey değişmezdi, çok şaşardım buna; büyükler düşünceli bir duruma girerlerdi belki ama belli etmezlerdi, açmazlardı ağızlarını...Bu kapalı ağızları ta küçüklüğmden beri seyrederdim, aşağıdan doğru, akıl erdiremezdim kapalı kalışlarına. Bir süre bekledikten sonra suçsuz olduğuma inanırdım; tek sözcük etmeyişleri korkumun yersiz çocukça olduğunu gösterirdi bana, korkarak bıraktığım yerden başlayabilirdim gene. Yorumlamalarım değiştiydi sonraları. Önce şunu anladımdı: Çevremdekiler yaptığım işin farkındaydılar, ne düşündüklerini de gizlemiyorlardı, ama ben anlayamıyormuşum! Sonra: Beni azarlamamış olmaları güçlü olduklarından ötürü değildi, böyle olsa bile bu türlü davranışları benden yana olduklarını göstermiyordu ki!

Diyelim ki, sezmiyorlardı, onların dünyasında yoktum, etkieleyemiyordum onları; varlığımın yolu, benim yolun onların dünyasından geçmiyordu; varlığımı nehire benzetirsek hiç değilse güçlü bir kolum, onların yaşamının dışından akıp gidiyordu.

..."
kafka, 'sevgili milena', s.222. çev. adalet cimcoz, say yay. 11.baskı, 2010.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.