11 Aralık 2009 Cuma

kayıp


kollarım..
kalbim ağırlaşıyor kollarımda
bulutlar gibi çöküyorum içime doğru
neyi arıyoruz demişti şair.
neyi arıyoruz demiştim kim bilir kaç kaç kere...
neyi aradığımı arıyordum.
kollarım ağrıdıkça aklım kararıyordu
bekleyişler boyu uzun oturmalarda
kalkmalar ve yaşamalarda.
sıkılıyordum her nefes aynı hava.
aynı gri bulut ciğerime dolan
gökyüzü deniz
deniz gökyüzü kadar gri.
ışığım solmuş ey giden
yollar bir yumak gibi çıkar içimden dışıma
yollar uzar ben küçülürüm.
yıllar uzar.
ben.

12 Eylül 2009 Cumartesi

savaşan erkekler üzerine...

yazabildiğim her parçasını yazmaya çalışacağım..çünkü çok etkilendim...

ece temelkuran'ın bir yazısı...psikeart dergisi sayı 5'te yayınlanan....o da 1982'de Şatila Katliamı döneminde, ve ne yazık ki ,hatta öncesinde orada bulunan bir doktorun yazdıklarını aktarmış.

bunlar feminizm değil ..hayır...onun için aktarmıyorum. feminist değilim.
yalnızca çok derin..çok özel..ve eğer buysa savaşın insana hissettirdikleri...çok acı.



"Bu savaş bittiğinde erkeklerin yatacak yeri kalmayacak. Kendilerinden saklanacak, haklı çıkacak bir yerleri, olmayacak. Silahları ve tehlikeleri ellerinden alındığında, seviştikleri kadınları sabah görünce kaçmak isteyen oğlan çocuklarına benzeyecek bu şehir. Erkekler, sökülmüş lunapark oyuncakları olacak. Savaş bizi daha yakışıklı gösteriyor, o yüzden bittiğinde çürümüş plastiğimiz ortaya çıkacak. Plastik olduğumuz ortaya çıkacak. Kadınlar her sabah kalkıp başka bir hayata başlayabilirler, ama erkekler...Bu topraklarda erkekler öyle bir yerinden yaralı ki, ne kadar sevsen geçmez.



Eğer savaş varsa gidebilirsin çünkü. Olmamış gibi yapabilirsin. Yok olabilirsin ve yalan söyleyebilirsin. Herkes savaştan ölüm yüzünden nefret ettiğini söylüyor. Ben, beni böyle bir adam yaptığı için, böyle bir adam olmama izin verdiği için nefret ediyorum. Çünkü savaş tam erkeklere göre, tam tembellere ve soysuzlara göre bir yer. Ne derlerse desinler. bütün erkekler bu yüzden seviyor savaşı. Kadınların kalbini kırmak için kutsal nedenler veriyor bize. Ortadoğulu erkeklerin iyileşmez yaralarına bir tek barut iyi geliyor. Kadınlardan o kadar korkuyor ve onları o kadar çok istiyorlar ki...Savaş, korkak bir erkeğin en iyi saklanacağı sistir.



.....



Biliyorum, onlar savaş bitse bile kadınları savaşır gibi sevecekler. Ganimetleri gibi. Ele geçirildikten sonra ancak yağmalayabildikleri. Bu toprakta kadınlar bu yüzden mutsuz. Çünkü her gün yağmalanıyorlar ve kendilerini korumak için her gün sertleşiyorlar. Onlarda lanet olası çok kıymetli bir şey var ve ele geçirildikten sonra anlamsız olduklarını bildikleri için kendilerini kapatıyorlar. Bu karşılıklı bir anlaşma. Herkes birbirinin yarasını biliyor belki. Hiç kimsede birbirinin yarasına iyi gelecek bir şey yok. Kadınlar ve erkekler buralarda durmadan birbirlerinin yaralarını azdırıyorlar. Ama acı bize en tanıdık şey olduğu için bunu sevmek sanıyoruz. Birbirimizin kabuklarını kaldıra kaldıra, kanata kanata tanışıyoruz, sevişiyoruz ve merhemsiz kalıp birbirimizi dövüyoruz sonra. Kadınları çoğu zaman anlamıyorum. Bu topraklarda onlara öyle şeyler yapıyoruz ki niye hala bizi sevdiklerine, koyunlarına aldıklarına her gün şaşıyorum. Sanırım her seferinde yaralı bir köpek gibi bakmayı başarabildiğimiz için. Kadınlar şefkat göstermezlerse ölürler. Sanırım bu yüzden bizi her seferinde geri alıyorlar. Eğer bizi sevmeleri bizimle ilgili bir şey olsaydı, sanırım çoktan topluca göç etmiş olurlardı bu topraklardan.

....

Oysa bizim bize gülecek kadınlara ihtiyacımız var. Bize gülüp peşimizden sürüklemekten yorulduğumuz salyangoz kabuklarımızı çatlatacak kadınlara. Ama en çok da kadınların bize gülmesinden korkuyoruz. Gülen kadınlardan ödümüz patlıyor bizim. Bu yüzden şöyle ferah feza sevmeyi de sevilmeyi de beceremiyoruz. Kadınların bizi gösterişli kabuklarımız yüzünden sevdiğini sanıyoruz. Kabuksuz kalırsak bizi almayacaklar zannediyoruz. Ve biz aptallar kadınlar o kabuğa katlanmak için her gece nasıl ağladığını görmüyoruz.

...."

25 Ağustos 2009 Salı

aynadaki toy'a nasihat...

yorma gözlerini geceyle,
yorma ki günü göresin.

alma demiri attığın limandan,
alma ki durduğun yeri bilesin.

unutma geçtiğin yolları,
unutma ki yolunu çizesin.

ezme kalbini aklınla,
ezme ki hayal kurabilesin.

26 Temmuz 2009 Pazar

balon

sevgili sude,

sana nasıl anlatsam ben de bilmiyorum...
insan umuda özlemini nasıl anlatır ki?
mesela ufka varmak isterdim şimdi.
kocaman sarı bir balonla uçar gibi
varmak bahar yeşili çayırlara.
ellerim papatya gözlerim orman
ırmak ırmak kirpiklerim
ve en güzeli
en güzeli işte;
bir balon kadar büyük ferah yüreğim

bilmiyorum ki nasıl desem;
temizlemek için aklı
sapsarı bir çöle bile
gidilir belki.

mavi liman

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın...

Nazım Hikmet

24 Temmuz 2009 Cuma

aynaya mektup

sevgili ben,

bu sabah ermeden daha
dün gece yaz
belki kış yarın..
bir aynadan bakarım sana adım adım
yüzün elin kolun bakışın
derin mi değil mi bilemem
yorgun yalnız o kambur beden
kara yuvarlak kuyular gözlerinde
cam gibi ardın görünür gözüme
boşluktan mı acıdan mı kim bilir
bir bakışta bitmez sanki gövden
akar karanlıklara saçların

dün yarına dönerken
onca uzağa bakar
aklım
bunca yakınımı, istemezsen göremem
düşünde yeşil ufukların güzelliğini
uzansam tutarım sanırım
ben aynalara kanarım

uzağına yetişemem.

tanıdım seni

Seni yalnızlığından tanıdım
Kirpikleri kırık çocuk
Çiğneyip durduğun dudaklarından.
Gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
Bir eylül göğünün bulut kümeleri
Donuk bakışlarında;
Hüznün nasıl da benziyordu
Benim ilkgençliğime
Ellerinden tanıdım seni
Yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
Bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu
-Anılardan anılara ince çizikler…-
Yüzün bir türkü sonrasının
Kederli dalgınlığında;
Güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
Ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
Gücenik duruşundan tanıdım seni.
Seni kendimden tanıdım çocuk;
Yüreği sürekli çiğnenen bir yol
Gövdesi acılardan acılara köprü…
Biraz öfke, biraz umut, çokça onur
Olan kendimden.
Eğildim öptüm yıkık alnından
Uzaktın, kıyamadım sessizliğine
Biraz daha dedim içimden, biraz daha;
Gün olur, onuru güzel çocuk
Acı da yakışır insanın yüreğine.

Şükrü Erbaş