15 Haziran 2009 Pazartesi

batim

sevgili maia,

ışığa bakıyoruz
yalnız batışına
ve doğuşuna yalnız.
bakıp anlıyoruz;
gelmek ve gitmek
başlamak ve bitirmek
yaşamak ve ölmek arasında
ne kadar az fark olduğunu.

yaşamak maia,
büyük bir dut ağacına tırmanmak gibi
uzun ve zahmetli.

12 Haziran 2009 Cuma

otobandan önce son çıkış

Sevgili zoe,
kadın olmanın dayanılmaz eziciliği ile büyümüştük.
bir şekilde hayatta kalmanın mutlak gerekliliği bir yanda,
bir şekilde ayakta durmanın ilerlemenin baskısı.
avlanmamak zorundaydık.
avlamak..kim bilir...
sürekli gözümüzü açık tutmaktan..uyku sızmadı rüyalarımıza.
yola hiç bakamadık, levhaları okumaya çalışmaktan.

biliyorum ki, otobandan önceki son çıkışta ayağım.
hayatımın şekillenmesi için verebileceğim keskin kararların eşiğinde,
olduğum yerde durmak istersem, durak tam önümde.
değiştirmek istersem, ama istikameti değil de durağı sadece;
karışıyor haritalarım...

insanız zoe;
azalmaktan korkuyoruz sık sık.
insanız,
çoğalmaktan başedememekten korkuyoruz.
insanız zoe,
yorulmaktan, yolda kalmaktan
yolda kimseye rastlayamamaktan korkuyoruz.
o kadar çok korkuyoruz ki korkmaktan,
gün oluyor kendimize yer bırakmıyoruz.

insanız zoe,
nefesimizi çiğerimize tıkıp
kendimizi kendimizi avlıyoruz.

10 Haziran 2009 Çarşamba

şehrin güncesi

sevgili antoninya,

gözlerim kamaşmıştı seni ilk gördüğümde.
ışıl ışıl ay içinde
gizemli bir duruşun vardı.
davetkar, ürkütücü ve gepgerçektin.

antoninya,
yorgun geldim sana.
yalnız ve şaşkın
utanmadan özlemlerimle geldim sana
sana uzaklığım korkumdandı
ve başkalarına yakınlığımın yükünden
alışamayacağım sandım sana.

şimdi o garip tanıdık duygu gözlerimden geçen
her yerinde her adımda
nefesim kalmış bir zaman
yürüdükçe soluyorum geçmişimizi
havada asılı kalmış
kar taneleri gibi aklımda
yaşadıklarımız.

bugün sana baktım bir an
sana bakıp bir uzantın olduğumu hissettim
elin kolun değil belki ama
seninle değiştiğimi farkettim
kim bilir nerelerde eksilttiğim
yeniden yeniyle çoğalttığım
ruhumun

antoninya,
güzel mavi gözlerinle bak bana
uzak ufuklarından çağır beni
elimi sakın bırakma.

8 Haziran 2009 Pazartesi

yol...

bir sis gibi yürüyor
nefes gibi akıyorduk hayata
yaşadıklarımızdan bunca
geriye kalana
bakmıyorduk yavaşlamaktan korkarak
acelemiz ne kadar vardıysa
o kadar geç kalıyorduk
geç kalmayı
umuda yolculuğa kesintisiz devam edebildiğimiz için
kendi suçumuza ortak olur gibi
seviyorduk.

"zarif kıvrımlar"


"Kadın bedeni belki de tarihin hiçbir döneminde kendi varlığı ve işlevleri dışında bu kadar yoğun bir kültürel gösterge olmamıştır. Biz kadınlar bedenimizi evimiz olarak değil bize dayatılan ve çepeçevre sarıldığımız 'mükemmel kadın bedeni' imgesinin esiri olarak yaşamaya başladık. 'Bir önceki kuşağın yaşanmışlığın izleri olarak gördüğü doğal değişiklikler bizim için nefret kaynağı.' Artık sağlıklı ve işlevlerini yapabilen bir beden bize yetmiyor. Beden sadece başkalarının değerlendirdiği bizim de oluşturup yeniden biçimlendirdiğimiz ruhumuzdan arındırılmış bir nesne."

Tijen Savaşkan, 2009 Documentarist İstanbul Belgesel günleri kitapçığı, s.9.

Kiti Luortarien'in "Zarif Kıvrımlar" filmi için yapılan açıklamadan alıntıdır.

6 Haziran 2009 Cumartesi

gece

ayın sevgili karanlık yüzü,
bir fırtınanın dinmesi gibi
içime dönüyorum
bir limana varır gibi
kendime vardığımdan.

dostlarım...ne sandığım kadar yakınımdasınız,
ne sanılan kadar yakınım hayata...

sadece yaşamak uğraşı işte.
kalın kara bir bulut gibi omuzlarımda

bir gece yarısı binmek gibi taksiye
bir geceyarısı uykusuz kalmak gibi.

ay yavaştan yükselirken yerine
bakıp da duymamak gibi dalga sesini
esir olmak gibi gerçekliğine.

sevgili iza,
farkediyorum ki
yazdıkça sana
kendime ulaşıyorum.

bugün saydım günlerimi şu fani dünyada.
30uma ramak kala...
o kadar anlamsız ki yaşadığım
o kadar küçük ki aslında hayatlarımız...

kanat çırpacakken daha
bitiyor hava...

5 Haziran 2009 Cuma

ertelenmiş mektup...

sevgili ida,

çok yakınımdaydın. hep arkandan geleceğimi sanırdım.
oysa önüne düştüm bir anda.
hep sana yetişemeyeceğimi sanırdım..
oysa bambaşka yollara saptık
geçtiğimizi sandığımız duraklarda
büyüdük; iki kadın olduk.
birbirimizin büyümediğini sanarken
yollar yıllar boyunca
yaşlandığımızı ölçtük yapılamamışların gölgesinde

ida, ida'm;
hayat; demişler
gelecek planları yaparken sen;
başına gelenlerdir.
hayat işte ida'm,
sana varayım derken
geldiğim yerdir.

ve ben sana çok uzak düşmüştüm
düşüme uyandığımda.

belki hiç yakınımda almadın soluk
ama hep aklımda olduğunu bildim hep

bungun bir yaz sabahı yine
yine..kahretsin ki yine!
bildiğimi sandığım seni
kaybetmeteyim ida'm.
şimdi anlıyorum,
bir anda farkettiğini insanın
yorulduğunu.

yaşanmayan özlenir mi...evet.