8 Temmuz 2009 Çarşamba

yırtık


bembeyaz ve parlaktı
usulca zorladı
kapılarımı
...
masmavi ve ışıklıydım
usulca araladım
kollarımı
...
zırhım yırtılırken
ay içime
us dışıma doğdu.
ışıklı ve sancılıydım
elim kolum aşka
aklım güne düştü
eri-l-dim.

7 Temmuz 2009 Salı

cumba

sevgili p.,

yüzyıllarca yorgunum
ağaç gibi ciğerlerime doluyor nefesim
giderek daha sığ
daha az
yaşıyorum

ileri sayardım adımlarımı
yol aldıkça daha öteye gitmek ateşi
yılan gibi kıvrılırdı içimde hayat
döndükçe kadranda yelkovan
içimin susuşu
dışımın kabulüne yazdı.

bu müthiş yalınlığınla
lacivert bir gökyüzü kadar güzelsin şimdi
aklım çalkalandıkça fırtınalarda
daha çok inanıyorum sana...

2 Temmuz 2009 Perşembe

gün

sevgili sonia,

bir tutam güneş gerek şimdi bana
meltemli bir sabah
perdelerimi açsam yazbahara

beyaz mermerden avuçlarım
vurdukça dalgalanıyor deniz
inceliyor kum parmaklarımda

denizin tuzundan gözüm yanar gibi
yakamoza karşı şarap açar gibi
dolunay,
dolunay gibi
titriyor içim

deniz duruyor
duruyor dolunay
ışık duruyor!

usulca aklıma düşüyor
gündüzü ararken
geceden kaçılamayacağı.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

kemal özer...uzak okyanuslarda bir dalga artık...

Bir Yürüyüşün Sonunda Şarkı

Gökyüzü ilk kez benim, çünkü yukarıya
kaldırınca parmağımı değecek kadar yakın

Deniz benim, ilk kez benim, sularını ayaklarımla
köpürtecek, sesini dolduracak kadar avuçlarıma

Rüzgâr ilk kez, sözcükler ilk kez benim, yelelerine
tutunup da uçacak kadar, uçuracak kadar yüreğimi

Bir yürüyüşün sonunda uç veren kanatlarla
acıyı silebilirim, yazıldıkça alnına çocukların

Bir adımda geçebilirim kentin ıssızlığından
göğün, rüzgârın, denizin coşkulu kalabalığına

İlk kez benim, ilk kez soluğunu elimde
bir bayrak gibi tutuyorum,
bir daha bırakmamak üzere...

kemal özer

28 Haziran 2009 Pazar

dün gençtim

bugün çok yaşlıyım.
uzun bir ceket gibi taşıyorum dünümü,
kapkara bir yelek çiziyor gölgemi
elimi görmüyorum
bacaklarım kollarım kağıt
uzanıyorum yardım edin
kapılar çalmıyor
pencereler öyle
sesim duyulmuyor karabasan tıpkı
yoksa hayat mı

bugün çok yaşlıyım melita,
dün gençtim.
bugün kafam dağınık işte öylesine
yıllarca yürümüş bir derviş kadar
yorgun aklım almıyor
tanımıyor kendimi bile.

melita, bembeyaz ellerim vardı benim.
aynalar gülümserdi baktıkça yüzüme
duruydum göl gibi.
anlatamadım bunca korkum niye,
kimdi kapılarımı açamadan içime saklanan.

melita,
bazı sabahlar
yeterince acı çekmediğimi düşünürüm hayatta.
onun içindir sanki her sabah bunca yaşlanmam
hiç anlamadım neden acı çekmek gerektiğini
sel gibi akmak için ufka

melita,
bilirsin sen beni.
sular döner yapraklarımdan dalıma
hayat akar çiçeğimden
içim durmaz..duramaz melita.
kim becerebildi geçmişten öc almayı, bilmiyorum.
ama bir şansım olsaydı eğer
bir an bile düşünmez
o'na verirdim....

son akşam yemeği...

bu akşam yemekte bir bulut yedim kocaman.
boz kara gri bir bulut.
uzun uzun çiğnedim...bir sakız gibi yapıştı damağıma nanesi.
dişlerim kamaştı tadından.

bir düşe kalktığımı sanmıştım oysa.
gerçek bir düşe uyanacağımı sanmıştım.
bir sabah usulca kaldırıp elimi,
aralayacaktım hayatın yorganını.
ve işte güzel bir sabah diyecektim içimden.

uyanamadım.

güzel bir filmi kaçırır gibi
sevgiliyle ilk randevuyu kaçırır gibi
ilk toplantını
ya da ilk oyun provanı kaçırır gibi
kaçırdım hayatı.

derler ki, uykudan rüyayı görürken uyanmazsan
rüyanı hatırlayamazsın.
uyuduğumu hatırlamıyorum ki
rüyamı hatırlayım.

23 Haziran 2009 Salı

itiraf...

bu sabah annem beni pencereden aşağıya itti.
çok çok çok korkuyorum.
annemi çok seviyordum ama bana neden bunu yaptığını anlayamıyorum!
beni sıcaklığıyla saran, bana kucağını açan annem, bu sabah beni aşağıya attı.
açıkça beni öldürmek istedi.
annem...
ablam bu durum karşısında suskun ve serinkanlıydı. önce ilgilenir gibi göründü. ama bence sadece ne yapacağımı merak ediyordu. ya da yapamayacağımı! hatta belki de abim ile iddiaya bile girmişlerdir...ablam kesin benim salak gibi düşeceğimi söylemiştir. onu hayal edebiliyorum, kırmızı kocaman ağzını yaya yaya 'balık gibi düşer bu şimdi ..ha ha ha..' deyişini.
abim her zamanki gibi umarsızdı. kendi köşesine çekilmiş hareket saatinin gelmesini bekliyordu uyuklayarak. o kadar bağırış çığrışa rağmen kafasını bile çevirmedi bizden yana. boynu kırıkmışçasına içine kaçmış halde uyuklamakla meşguldü. çok güzel abi, hep görmek istediğim istikrarlı duyarsızlığın ile hala yanıbaşımdasın!
ne kadar şanssızım tanrım! iki büyük kardeşimin annemin beni öldürmeye çalışması karşısında bunca duyarsız kalabilmeleri bu dünyada herkese denk düşmüyordur herhalde.
her ne olursa olsun, ablamın sinirinin nedeni iddiayı kaybetmesi diyebilirim. ne kadar çok yemeğe üzerine bahse girmiş olurlarsa olsunlar, benim bu kadar dirençli ve azimli çıkcağımı beklemediklerine eminim. koca bir poşet gibi yere yığılmamı beklemişlerdi, oysa ben yetişkin biri gibi gerekeni yaptım ve atıldığım yere geri kondum. geri geldiğimde, ablamın gözlerindeki kıskançlığı görebiliyordum.
tanrım, evet belki başardım. belki ben de yeterince büyüdüğümü herkese kanıtladım ama...bunun yeniden yeniden başıma gelmesinden çok korkuyorum. artık her sabah annemin beni aşağıya atacağını düşünerek dehşetle uyanacağım. hatta belki hiç uyuyamayacağım!
boyumun onlarca katı yükseklikten, denize terk edilen kedi çuvalı gibi atılacağım! hem de annem tarafından!
tanrım, biliyorum; belki yasak bana bunca korkmak yükseklikten. belki çok bekledim uçmak için. belki haketmediğim kadar yedim annemin yemeklerinden. bilmiyorum. suçumun ne olduğunu gerçekten bilmiyorum! ama korkuyorum! çok çok çok korkuyorum! her defasında kanatlarım açılmayacak, incecik turuncu ayaklarım yere ilk değişte kırılıverecek gibi geliyor. her defasında bir daha hiç yürüyemeyeceğim hissine kapılıyorum, hem de tam inişe geçtiğim anda! tanrım o kadar korkuyorum ki!
yarın sabah, evet evet, yarın sabah buna dayanmak zorunda olmadığımı göstereceğim anneme. açıkça gördü işte, istesem uçabiliyorum. koca yumuşak kanatlarımı açıp yere kadar salınarak inebiliyor, hatta inmeden geri düştüğüm yere konabiliyorum. bir martı olarak bu kadarını yapabiliyor olmam hayatta kalmayı başarmam için kafi bence. ben sadece farklıyım..sadece farklı tercihleri olan, yürümeyi uçmaya tercih eden bir martıyım! yüksek olmayan bir zeminde elbette! tanrım, evet itiraf ediyorum, ben yüksekten korkan bir martıyım!
annemin neden bunu kabul etmek istemediğini anlamıyorum. hiç anlamıyorum!
ama buna daha fazla dayanamayacağım. yarın sabah, evet evet yarın sabah, uçmayı değil yürümeyi tercih ettiğimi açıkça söyleyeceğim herkese!
ve ondan sonra çok daha özgür olacağım.
uçarcasına...